seni mutlu etmesi kolaydı. bir tebessüm yeterdi. içtenlik en değer verdiğin şeydi. karşındaki insanlardan da sadece bunu beklerdin. o zaman anlardın. aslında seni mutlu etmesi kolay değilmiş.
Gece gündüzle,gündüz geceyle bulandıkça. Birbirini altetmeye çabalayan bu iki düşman, bana işkence etmek için ,el sıkıp anlaşıyor; biri işe koşuyor,diğeri beni işten yoruyor. 'ne kadar parlaksın'diye iltifat ediyorum güne;'bulutlar göğü kararttığında yardım edersin'..diyorum ki,esmer tenli geceye yaranmak için de, 'sen aydınlatırsın akşamı,yıldızlar parlamazsa' yine de gün,gün geçtikçe uzatıp duruyor çilemi, geceyse ,her gece, derdimi arttırıyor. (sone 28,wıllıam shakespeare)
10 Eylül 2020 Perşembe
8 Eylül 2020 Salı
dönüşüm davası
hayatın hep bir dönüeşüm olduğunu düşünürdün. hem bir yenileme yem bir yinelenme hem de başa sarmak... dönüşüm bu gün adliyede onun gözlerinde gördüğün boşluktu, sana aşkla bakan gözleriydi. dönüşüm bu gün adliyede onun sesinde duyduğun aldırmamazlıktı, sana seni seviyorum diyen sesiydi. dönüşüm bu gün adliye çıkışı karşısında gördüğün dönme dolaptı. içi boş ama dönmeye devam eden hayatın sarmalı gibi. beklentilerin vardı hayatta en fazla da senin gibi biri daha var mı beklentisi. istiyordun ki sevgi dolu, merhamet ve anlayış sahibi biri. ayrılıkta bile daha tatlı bir dönüş. arkasına bakmaksızın son kez bir dönüş değil de geçmişine, biraz saygı biraz sevgi ile gülümseyiş. özledin mi beni dediğinde en azından bir tereddüt etmesi. bir daha görüşmeyecek miyiz diye sorduğunda yalandan olur mu öyle şey biz 5 yıl birbirimizin her şeyiydi diyecek. ya da ne bileyim 2 yıldır görmediği seni biraz olsun özlemesi, aşktan değil de dostluktan. hayatından tamamen çıktığına mutlu olması değil de en azından o güzel yılları asla unutmayacağını bildiğin biri.
dönüşüm bu kadar sert olmamalıydı. aşık olduğun gözlerden, hiç bilmediğin tanımadığın gözlere. ama yine de kendine umut yaratacak bir şey buldun değil mi ? öylesin çünkü. illa bu anı da değerli kılacak, geçmişinize saygı duyacak bir an bulman gerekiyordu. ve buldun da. gözlerine baktığında bakamadı. hayır derken görüşmeyeceğiz derken yine yüzüne bakamadı. donuk tek bir ses.
ve hoşçakalsız bir dönüşüm.
6 Ağustos 2020 Perşembe
misal ve misal
4 Ağustos 2020 Salı
dilemma
21 Temmuz 2020 Salı
gölge
ama gölgen gölgemi bırakmamış
bense onlara bakıyordum
içimde bir tereddüt ve
insanlığa küskün.
19 Temmuz 2020 Pazar
KEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEYDİM SENİ
bunu sekiz yıl sonra fark ettiğim bir durum oldu
cemalin kitabı tekrar okurken
inanır mısınız olay tamamen aklımdan uçup gitmiş
güzel zeki bir kadın bir şiir yazmış bana
o gün yazarken bilerek okunmaz yazmış sonra okurum sana demişti
ve öyle kalmıştı olay
tek kelimesi dışında yazdıklarını taaa bugün okuabildim
ne güzel yazmış ne güzel kalpli bir kızmış
severdim zaten
şiir ise
şı
Ki sen iki kalp
arasında
benim yosun müzikleri
ile ulaşabileceğim
daha uzaklarda
ve daha
koyu ??????
keşke yalnız bunun için
sevseydim seni
şebnem
adı bile tatlı değil miymiş
belki aramızda doğru zaman geçecek bir tatlı günümüz bile vardı
ama işte yanlış zamanın etkisi ile
ben anlamamış görememişim
oysa
kaç kişi şiir yazmıştı ki bana
KEŞKE YALNIZ BUNUN İÇİN SEVSEYDİM SENİ
1 Temmuz 2020 Çarşamba
sen
çünkü aslında kendinden o kadar çok nefret ederdin ki hem de ölesiye, artık hayatında başka bir nefrete yer kalmıyordu. başkası senden ve başkası başkasından nefret etmemeliydi. senin hayatının aynasında böyle bir sonuç olmamalıydı. çocukluğundan beri kavgalardan kaçmıştın, başta anne ve babanın kavgalarından, seslerini yükseltme ile sınırlı olsa da kaçmıştın. sonra kendi kavgalarından. ama çocukluk işte kaçsan da kovalardı seni kavga. etmek gerekiyordu. o zaman daha çok nefret ettin kavgadan. çünkü kavga edince senin içinden çıkan hayvan en korkuncuydu. senin korkun kaçışın kavgalar değildi. içindeki hayvani dürtülerin ortaya çıkmasıydı. bu sadece kavgalar için de geçerli değildi ki. seks için de bu vardı. her bir kadına seks düşüncesi ile baktığında, her mastürbasyon yaptığında ve elbette her sevişmende sonuç kendinden nefrete dönüyordu. bedeninin kölesi olmaktan sadece beyaz bir sıvının çıkması için onca efordan, bundan delicesine zevk almandan nefret ederdin. içindne kusmak gelirdi. kabuslarında ise böcekleri kustuğunu görür böcek düşüncesi bir defa daha mideni bulandırır yine kusardın. ancak kabuslarının dışında kendinden nefret etmeni engelleyecek bir şey hayatında çıkmıştı. aşktı. sana özel olan. o kadın. o aşk. ve o gidiş. düşünsene aradaki binlerce kelimelerle dolabilecek boşlukları yazamıyorsun bile. belki birine bu yazıyı okuturum diye. belki biri yanlışlıkla okur diye. sadece o boşluklar sen de kalsın istiyorsun. depresyonlarında bu sebeple oluyordu işte. o boşluklar kelimelere önem veren zihninde birer birer bilinçleniyor sana kabus olarak görünüyorlardı. o boşluklardan kaçamıyordun. uykunda da uyanıkken de. bilinçli kabuslar etrafını saran sarmaşıklar gibiydi. sarmaşıkları da hayrandın. bitkilere de. bitkilerle ilgilemeyi de severdin. severdin çünkü bir yaz sıcağında görmüştün ki hem kafanı boşaltan bir işti hem de yorucu. belki ilk uğraşman sonunda o gece biraz huzurlu uyumuştun. daha sonra bu bir alışkanlık olmuş ve bitkilerin de sana verdiği huzur o ilk gecede bitmişti. aşkı da belki sırf bu yüzden önemsiyordun. diyordun ki kendi kendine ben ona her gün bir daha aşık oluyorum. her gün bir yeni. her gün o yeniliğin huzuru tekrar tekrar içini dolduruyordu. tüketici bir yapın vardı. aşka olan düşüncelerin de bu şekilde gelişmişti. ama tek amacın aşıkken de mastürbasyon yaparken de kendinden kaçmaktı. felsefeyi de severdin. albert camusu, santreyi ve onlara değinen onlara atıf yapan onlardan yararlanan herhangi bir yazarı severdin. onlar ki senin bir ömür verdiğin düşüncesel savaşlara senden önce katılmış ve çözüm önerileri ile galip çıkmışlardı. nasıl hayran olmazdın ki ?