30 Temmuz 2010 Cuma

kapatma!!!!!

gece saat 03.23 birden bire uyandım.kötü bir kabus görmüştüm.ne olduğunu beynim hafızamdan hemen bilinçdışına itti.hatırlamamı istemedi galiba.zaten benim beyin biraz zeki.beni çok iyi yönetiyor.bazen bana oyunlar oynuyor.dalga bile geçiyor.yanlış anlamayın hemen, şikayet etmiyorum.hayatı daha güzel kılmıyor değil.ama bazen abartıyor işte.hem de çok fazla.misal şu an kendimi bir gece yarısı programında sanıyorum.kamere hemen kafama zoom etmiş şekilde duruyor.hey neden kafama zoomda bu lanet kamere gerçekten.böyle olmamalı, hey salak beyin bilmiyor musun böyle yakışıklı çıkmıyorum kesinlikle.uzaktan çekim olmalı ve tabii sağ profilden çekim olmalı ve yanımdaki konuklarda gözükmeli ve elbette seyircilere de arada sıra dönmeli şu kafamın hemen önündeki lanet bozulası kamere anladın mı beyin?.hey durun seyircilerim.benim bir konuğum yok.hatta evet sizler de yoksunuz.yalnızım ben.kamere uzakşıyor mu hadi ama neden?.beyin seyirciler ve bir konuk koyman gerekmez miydi bunu farkettirdiğinde bana? misal beyaz konuk olsun bana.severim keratayı.seyirciler de hep genç ve güzel kızlardan oluşsun.yoo yoo kız da değil.show bitince gece evimde başka bir show olmalı.anladın sen.ama zaten ben evdeyim değil mi?kamere gittin mi?lanet olsun.hey ordaki sen de kimsin kapıyı kapatma.hey neden ışıkları kapattın söylesene.piç kurusu.karanlığı sevmem ben.kamerem nerede benim?.kameremi istiyorum.seyirciler de konukta amına girsin beyin tamam.hey kapı açılmıyor.bu kapı ne zaman çelik bir zaman geçidi oldu?fuck the sistem.evet sistem dedim beğenemedin mi?ama karanlık hala, lütfen ışıkları açın.açılmalıydı şimdiye kadar.korkuyorum ben.bu kadar karanlık fazla değil mi?peki gece görüşü denen şey.lazım olan ışık mı yok?fuck dı sistem.tamam derin nefes al léon sadece sakinleş.bu bir oyun.bir dalga biraz kötü bir dalga sadece.yatağa uzan ve uyu.uyandığında çelikten zaman geçiti yok olmuş olacak.ve her şey normale dönecek.zaten güneş açınca haliyle karanlık da gidecek.beyin dur ve uyu.ellerim ellerim güzel ellerim arar yatağımı karanlıkta ve elbette... bulamadım.nerde yatağım yatağım yok? sadece boşluk.tamam sakinim sakin.armutum var o da çok rahat.hayır o da yok.elbette ne olacaktı.yatak yoksa armut olmaz armut olmazsa kanepem kanepem olmazsa bilgisayar koltuğum ve elbette bilgisayar.fak dı sitem.sistem değil sitem ya da jitem...kafiyelerin amına.ilaçlarım da yok demektir o zaman.beyin dur ama lütfen.karanlık sadece karanlık var bu oda da.karanlığın içinde de koca bir boşluk.kötü bir kabus bile olmayacak mı beyin.bir cadı filan ya da cellat olmuş bir fatih terim?evet ne gerek var değil mi? karanlık benim için yeterince kötü.o zaman ben de bağırırım,hem de deli gibi bağırırım.annemle babam evde şu an.hemen yan odada bana yardıma gelirler.köşeye sıkıştın beyin.ahaha anneeeeee,babaaaaaaaaaaaaa? olamaz olamaz içimdeki harfler sadece yazı oluyor aptal bir blogta bir sayfaya ve sen bunu okuyorsun.içimdeki harfler ses olmuyor bağıramıyorum?bu nasıl bir oyun hem bilgisayar yok değil miydi?annemle babam yardım edemeyecek mi bana?yazık.çok yazık yardım edin lütfen.olmaz mı?tamam duvarlara yumruk atarım o zaman ses çıkar heralde.harfler ses olmazsa az da olsa olan gücüm ses olur bana.birinci yumruk.aah ıska tamam sıkıntı yok göremedim duvarı zaten.bir adım ilerde olsa gerek.ikinci o da ıska.lanet olsun sana,bana ve kitaba.yine kafiye yine.bir adım daha son bu.derin nefes aldım.ve olmadı.bu da güzel.zaten fazla iyimser düşünmüştüm.koca bir boşluktayım galiba.ya da koca bir balon.şöyle düşün;kimse tarafından görülmeyen yer kaplamayan koca bir boşluk ve karanlık balonu.bir de çelikten zaman geçiti vardı değil mi?bir özelliği de ben adım attıkça vs filan balon büyüyor.boktan mı boktan bir durum bu.işin garibi balon dünyadan büyük olsa bile farkedilmeyecek özelliklerle donatılmış.anladın mı beni.hayal et hayalet lütfen benim için içinde hayalet olan bir hayalet balon ve beni dinleyen ya da okuyan hayal etmesini istediğim bir başka hayaleti yani kendini.bu kadar hayalet-hayal et bir cümle için fazla galiba.kapadım konuyu.
of anlamalısın beni.lütfen.eğer senden daha zeki ikinci bir kişiliğin varsa ve bu kişi senin beynini kontrol eden bir tanrı ise, inan bana hayat 8 yaşında öğretmenine aşık olmuş bir çocuğun haliyle ilk aşkı olan kişiye aşk mektubu yazması kadar zor.uzun bir cümle mi oldu kısaca götüne kafanı soktuğunu düşün.fak fak fak.
o değil de kapıyı kapatanı gerçekten merak ettim.acaba kimdi?beni bu kabusa ilk iten şey.
saat 3:32 kapı açıldı.
sayın seyirciler ve ben insanlık acaba öldü mü yok ölmedi be kardeşim ben varım diyenlerin gözünü açmayı görev bildik vakfı tvsinin en havalı sunucusu selim ışık kardeşiniz.evet kapıyı kim kapadı sorusunun cevabı elbette ben de.ama cevap ben de ise siz de cevabı biliyorsunuz demektir.evet yanılmadınız alkışlarla insanlıktı kapıyı kapatan.
ve evet sayın seyirciler kurucumuz oğuz atayın her zaman dediği gibi insanlık öldü.telaş yapmayın lütfen.
ve son.insanlık acaba öldü mü yok ölmedi be kardeşim ben varım diyenlerin gözünü açmayı görev bildik vakfı tvsinin yayınını izlediniz.
meraklanmayın herkese insanlığın öldüğünü kanıtlayıncaya kadar biz her yerdeyiz,her kötü olayda mutlaka olacağız.bir başka intiharda, bir başka hırsızlıkta,cinayette tutunamayanlar adına mutlaka karşınızda olacağız.

kamereman:tamam kestik.bravo.
selim ışık:yakışıklı çıktım değil mi?
kamereman:elbette zaten sağ profilini cep telefonu ile de çeksek yakışıklı gözükürsün tvde üstatç
selim ışık:öyle haklısın gidelim hadi.

not:doğru söze ne denir?

güldüm ben ya




gerçekten komik:) geleceğe dönüş serisini seven biri mutlaka sever bunu da:)

soru işareti

rüyada mıyım kabusta mı belli değil?
belli ki gerçek denen sözcül bu belirsizlikten ibaret.
bizden Yüksek'te olanın bize oyunundan ihanet.
bu dünya sana da bana da;olsa olsa bir cehennet.
sonrasını düşünme soru işaretinden gerçeği kabul et.

29 Temmuz 2010 Perşembe

sef(

Tanrı'nın dünya denen resmine öyle çok yakışıyorsun ki,
ne O'nu ne de resmi sensiz düşünmek imkansız benim için.





kararsızlık ifadesi:
yaşama öyle çok yakışıyorsun ki...

geçmiş...

adı üstünde geçmiş.
ne unutacak kadar kötülemeli,
ne de unutmayacak kadar önemsemeli,
sadece küçük bir tebessümle anmalı.
geleceği düşünmeden,
fani dünyada şimdi yaşamalı.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

yeter ki

meysiz bu hayatı ben neyleyim,
raksımı aşksız nasıl edeyim,
kalp aşksız atar mı söyleyiver?
atsa da aşksız kalp ben neyleyim?

hoşbeş meyhane ruhumun evi,
deli gönlümün sıhathanesi,
aşkı cennetime eyleme sen,
senin cennetine eyleyen mi var?

dualarımızı dinleyen Bir,
haliyle dünyalara biz de Bir ,
aşık olanla Maşuk olan Bir ,
elbet bir gün olacak herkes Bir.

yeter ki aşık can sen laf etme;
başkasının sade huzuruna.
yeter ki aşık can günah etme;
görme kendini Bir'den yüksekte.

yoksun burda

her varlığın bir de yokluğu vardır ya şu hayatta
misal aydınlığın ki karanlıktır
ve yine lafta iyinin ki kötülüktür ya
işte senin yokluğun da şiirdir
ey aşk dediğim kadın.

27 Temmuz 2010 Salı

27 temmuz

ben ne Hıristiyan'ım,
ne Musevi, ne farisi, ne de Müslüman;
ne Doğu'danım, ne de Batı'dan.
ikiliği bir kenara koydum,
iki alemin bir olduğunu gördüm.


ne güzel demiş Mevlana.kim bilir kaç insanın olduğu ya da olmak istediği gönle ayna olmuş bu sözlerle.tabii benim bunu belirtmeme ne gerek o ayrı.ama şimdi, TEK'liği ve TEK'liğin içindeki SONSUZ farklı olan SONSUZ güzellikleri görmeye başladığım şu yaz aylarında bunu belirtmeden de edemedim.bu yaz ilginç bir yaz benim için.kafamdaki sorulara cevap bulmaya başladığım zamanlar tabii soruları sormayı da kesmeden.:)


neyse kendimden bile sakladığım bir özel hakkında yazmayı kesiyorum ve galiba bloguma ilk defa futbol hakkında bir şey yazmak istiyorum.ulan ne kadar alakasız bir yazı oluyor off ama ne yapayım ben de böyleyim:) neyse sanırım ülkemizde ilk defa forma tanıtımı internetten oldu.belki de dünyada bile ilk.bu konuda bilgim yok ama ben ilk defa böyle bir şey duydum, gördüm o kesin.kısa filmlerle forma tanıtımı güzel fikir, güzel iş.bence büyüklük olayı budur.bir şeylerde öncü olmak hem de işi en iyi şekilde yapabilmek.bugün bir kez daha Galatasaraylı olduğuma sevindim.paylaşayım istedim her ne kadar altı üstü futbol olsa da:)

364G24S

26 Temmuz 2010 Pazartesi

BEN SENİM,

of bal tanem of.
düşünce denizim olmuşsun şu hayatta.
düşünce okyanusum...
her dalga her gelgit sensin.
her 1 santim derinlikte sen varsın.
sensiz tek bir düşüncem bile yok.
biliyor musun artık kabuslarım bile
evet kabuslarım bile
tatlı geliyor bana.
sadece suyum olsan yine iyi
rüzgarımsın da.
fırtınamsın da.
o düşünce denizi seninle canlanıyor
seninle sakinleşiyor.
hayatla ilgili her planımda
her adımımda yine sen varsın.
geleceğim olacak mı belirsiz
ama geleceğim de sen varsın o belli.
ateşim de sensin.
zaten başka türlü düşünülemezdi ya
bu şiirde ya da yazıda neyse ne işte
hastalandığımda 40 derece ateşim sensin
veya hayat ateşim sensin
yaşama enerjimi alıyorum senden.
bu ateş sönmese ya sonsuza kadar
emin ol bal tanem sonsuza kadar yaşarım ben de.
e haliyle güneşim de sensin
kumsalda fazla güneşlenince
güneş yanığım da.
bitmedi
öyle hemen biter mi baltanem
toprağım da sensin.
yediğim meyve de
yediğim sebze de sen varsın.
köklerimi verdiğimsin.
ve yine
denizim kuruduğunda
rüzgarım esmez olduğunda
kısaca hercai ateşim söndüğünde
tabut olunca gömüleceğim toprak da sensin.
SEN BİZSİN.

25 Temmuz 2010 Pazar

çok güldüm buna

diyanet işleri bakanlığına internet sitesi kapatma yetkisi verildi
et ve balık balık kurumu,yabancı futbolcu transfer etme yetkisini istediğini açıklarken,türkiye şoförler ve otomobilciler derneği de komşu devletlere savaş ilan etme yetkisnin kendilerinin en doğal hakkı olduğunu duyurdu.

bu konuyla geçilebilcek en iyi dalga budur heralde:)

24 Temmuz 2010 Cumartesi

85-93-94-97

yep ehliyet sınavını verdim bugün.85 aldım.zor işti,çok çalıştım,çok çabaladım.buradan emeği olan herkese binlerce kez teşekkür ederim.önümüzdeki maçları heyecanla beklemekteyiz:):P şaka bir yana güzide memleketimiz bir trafik canavarı daha kazandı.alamamalıydım ehliyeti bence.ha yanlış anlama sınavı geçecek kadar elbette sürdüm sorun o değil.ama bence ehliyet sınavı böyle trafikte filan daha zor bir şekilde olmalı ki kim ne yapabiliyor görünmeli.neyse aldık işte ehliyeti,cidden iyi bir sürücü olmadan trafiğe çıkmam.ama belli de olmaz bendeki kafa tutarlı değil ki.dua et emi kaza maza yapmıyım hadi görüşürüz arkadaş:)

23 Temmuz 2010 Cuma

çaresiz bir aşk

benimkisi çaresiz bir aşk kitabı.
sakinim
ve mutluluk tabloları çiziyorum,
herkese ve kendime,
okuduklarımdan mutlu oluyorcasına...
ama içimde bir senfoni orkestrası var
ki
ofluyor çığlık çığlığa
muhteşem ezgilerle,
kara bir rüyadaki pembe renklercesine.
biri duysun beni diye,
biri kendi cehennemimden alsın beni diye.
benimkisi çaresiz bir aşk kitabı.
ve itiraf etmeliyim
daha önce bu kadar uzun bir kitap da okumadım
ve görünen o ki
şimdiki hayatım bitirmeye yetmeyecek
çaresiz bir aşk kitabını.

uçuk

ölüm imgesi dudağımda,
dudağımda çıkan uçukla birlikte hiçliğe karıştı.
başka zaman dudağımda ölüm uçuğu çıkana kadar,
ama yine de hiç bir uçuk kafam kadar uçuk değil.

20 Temmuz 2010 Salı

kararsızlık

ölüm sadece hayal dünyamızda yaşama hakkıdır,
kömür madenindeki elmastır,
biz de madende
alnının teriyle çalışan işçiler.
yolumuz zordur,yolumuz uzundur
ama sonu cennettir sadece bize.

.


veya da
demeli ki hayal dünyasıdır cennet.
cehennemse hayal dünyasının yokluğudur.
değişmemek üzere büyümüş olmaktır.
öyle bilmeli ölümü.

büyükler




adam varsa izlenir film anlayışı ile izledim bu filmi.bir de benim gibi amerikan espirisinden hoşlanıyorsanız bu film harbiden güldürücü.ben bir çok kez çok doğal bir şekilde güldüm filmi izlerken.evet itiraf ediyorum bazen tek başıma da olsa bir komedi etiketli film,dizi vs izliyorsam bile zaman kaybı hissi yaşamamak adına zorlayarak gülüyorum...ama bu film için dediklerim geçerli değil kendi adıma.ha bu arada amerkan espirisi ne demek lan derseniz valla dünyanın yalancısıyım.bence espirinin milleti olmaz.ya komiktir ya komiktir gülüyorsan sorun yoktur :) ha filmin mesajı da çok hoş.insanların teknolojik hayatta değil doğal hayatta gerçek mutluluğu bulacağı :) harbiden öyle keşke teknolojik çağı-bebeklik döneminde- değil de misal fransız devriminde doğsaydım,ya da 60 larda.çoğaltılabilir örnekler.siz de benim gibi düşünmüyor musunuz?

19 Temmuz 2010 Pazartesi

bakıyım mal mı?evet mal

une séraphin inoubliable
bir melek unutulmaz demektir.bi keresinde fransızca bir şiir yazmıştım ona,sözlüklere baka baka,fra bilen arka sora sora hem de bildiğin güzel olmuştu yani.ama kaybetmişim mal gibi olacak iş değil.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

matematik basitçe

tanrı bugün kendisinin 5.184.000 aynada asılı halini görmek üzere
sırf merak ettiği için,ya da dün sevişen halinden sıkıldığı için
dünyanın her yanında farklı zamanlarda 5.184.000 kez intihar etti

24*60*60*60=5,184,000

'kendini asmış' cümlesi canlanırsa


evvvet sayın seyirciler ben yine her zamanki gibi karşınızdayım.muhabiriniz hayati memati ve en son,en canlı ya da cansız mı demeli haberlerle karşınızdayım.şu an istanbul-kadıköy, çocuk mahallesi, güzel düşler apartmanının önünde sizlerle birlikteyim.çocuk seslerini,ağlayışları,meraklı kalabalığın tatlı gürültüsünü ve en önemlisi sirenleri duyuyor musunuz?polisler,ambulans görevlileri her şey ama her şey burada.peki neden buradalar? duyduğumuza göre güzel düşler apartmanının sıfır numaralı dairesinde bir intihar vakası yaşandı.intihar eden kişi umut akçasayfa.47 yaşında genç sayılır.banka borcu varmış ve umut umutlarını yitirmiş, bir çocuk,tatlı bir hanım sahibi, bir aile babası.tabii aklınızda kişinin intiharının sonucunun ne olduğu sorusu yok.çünkü kendini asan umut akçasayfa tabii ki öldü.ölmese haber değeri olur muydu?daha bitmedi bu kadar önemli de olmasa onun tek çocuğu da babasının ölümüne, yerde yatan cesedine dayanamadı ve herkesin önünde bileğini kesti neyse ki babasından dolayı ya da üzülürek bildiriyorum,babasından dolayı gelen ambulans görevlileri hemen ilk yardımı yaptı ve çocuk kurtuldu.evet sayın seyirciler şimdi asıl haberimize geçiyorum,burada olanlar,insanlar,insanların yaptıkları.insanlar deli gibi meraklı,çoluk çocuk demeden yaşlısı genci,erkeği kadını,mahalleden olayı duyan herkes buraya toplandı. görevli şahısların çekilin demelerine aldırış etmeden merakla olayı izlediler, yani bir aile faciasını.unutmadan intihar haberini yapmak isteyen medya mensupları, yani onlar da şahsın intiharının kesin sonuç verdiğinden emin oldukları zaman buraya damladılar.tam bir ana baba çarşısına döndü burası demek yerli yerinde olur.aa polisleri unutmamak lazımi,onlar da geldiler.intihar hukuken suç olduğu için hukuk devleti olan,vatandaşlarına değer veren ülkemiz türkiye adına rapor tutacaklar.şu an ambulans görevlileri merhum umut akçasayfayı ceset torbasına koymakta,bir başka izlenim bildirmek gerekirse güzel düşler apartmanının en üst katında oturan.camdan olayı izleyen léon isimli şahıs da,bir fotoğraf makinem olsaydı keşke diye düşündü.olsaydı da ceset torbası çıkarken,onu izleyen tüm meraklılarla beraber,tüm medyayla beraber, bu güneşli günde ne kadar çarpıcı bir fotoğraf çekebilirdim diye düşündü.ayrıca diğer apartmanlardan cephesi burayı gören bazı şahısların sevgililerine sarılarak,bir sinema filmi,elbette romantik,izler gibi bu şahane durumu izlediklerini de bildirmeyi borç bilirim.
evet sayın seyirciler kurucumuz oğuz atayın her zaman dediği gibi insanlık öldü telaş yapmayın lütfen.
ve son.insanlık acaba öldü mü yok ölmedi be kardeşim ben varım diyenlerin gözünü açmayı görev bildik vakfı tvsinin yayınını izlediniz.
meraklanmayın herkese insanlığın öldüğünü kanıtlayıncaya kadar biz her yerdeyiz,her kötü olayda mutlaka olacağız.bir başka intiharda, bir başka hırsızlıkta,cinayette tutunamayanlar adına mutlaka karşınızda olacağız.

not:olay gerçektir,isimler ve yer isimleri,şahıslara zarar vermemek adına,uydurmadır.
imza:léon

çok üzüldüm valla.:(

16 Temmuz 2010 Cuma

hayatımdan anektod

kötü bir espiriyi tekrar edersen sonunda mutlaka komik olur
galiba tanrının espiri anlayışı gerçekten kötü
tekrar edip duruyor espirisini bana
ama ne var ki amerikan komedi filmi değil benim hayatım

15 Temmuz 2010 Perşembe

14 Temmuz 2010 Çarşamba

hanımeli

ruhumun mezarında
çiçekler açtı
ne bir arı geldi
ne de sen geldin
ey güzeller güzeli
sevdiğim hanımeli kadın


eskilerden buldum:) bugün de amma kayıt yaptım bloga değil mi hatta devam edeceğim öküz müyüm? ne

Abimm




eh işte denebilir.izletiriyor kendisini.türk sinemasanın bir geçiş filmi daha olmuş bir basamak daha.değişik bir senaryo yapma çabası takdire layik ama filmde her bir olay başlangıcında abinin uyumasını bağlaç olarak kullanmaları sinir bozucuydu.ayrıca fazla dram bana göre yani.emraha bağlamışlar diyebiliriz.bilseydim izlemezdim.

dil

onu ittim ve öldü
bu kadar kolay işte
ölüm dilimin ucunda
ölüm ve hayat arası
tahterevalli dilimin ucunda
ya dilimin tepesine
düşersin yutulursun
ya da oyuna devam edersin
bir ki üç
yukarı aşağı
bir ki üç
yukarı aşağı
hooop düşüyorsun
hop hayattasın
ölüm dilimin ucunda
ölüm ve hayat arası
tahterevalli dilimin ucunda

duyuru denebilir.

bu blog değişti ya iyi oldu değil mi? siyah iç karartıcı değil miydi? en sevdiğim renk turuncu değil ama aşık olduğum renk turuncu:):p bu yüzden değişti blog.ayrıca müzik olayını da kaldırdım.her açılışta bilgisayarım takılıyordu ondan yani kb.eğer dinleniyorsa.neyse işte yazayım dedim.yazmak için açmadım mı bu blogu.her bir şeyi yazarım o zaman değil mi? şu an çok sıkıldım ondan saçmalama derecesinde yazıyorum işte. hadi güle güle.:)mutlu yaşa mutlu öl son sözün hayat güzeldi olsun.

bir bakış bir hayal




arkadaşım abisi çekmiş bu fotoyu da.keşke ben çekseydim.foto mak alınca ben de çekicem böyle güzel şeyler:) trabzon-uzun göl. cennetten bir kare gibi değil mi?
bizim memlekete cennet diyorlar ya harbiden öyle.

duy

onlar ve tutunamayanlar mevzusu aslında hayat
iyi değinmiş bütün meseleye oğuz atay
ben de bir tutunamayanım bu kadar basit
selim gibi olmuşum ben de oğuz atay
üzüldüm erkenden gittiğine yaşasaydın üstat
selim gibi binlerce anlatsaydın hayat
hayatımızı geçirseydik yata yata yada yatay
olduramadım bunu ama sen anla beni oğuz atay

günseli

bugün en büyük korkumu yazmak istiyorum.günlük kılıfında bir sayfa olsun.sessizlik!
en büyük korkum sessizlik.hem de çok korkarım.sessizliğe bildiğin dayanamam.ders çalışırken,kitap okurken vb durumlarda mutlaka evde bir ses olmalı.müzik olabilir veya aptal bir tv programından gürültüler de(evet itiraf ediyorum bazen benim sayemde aptal programlar da reyting kazanıyor).her şey olabilir, ses olmalı diyorum işte.uykuya dalarken de dışarıdan ses gelmezse o gece bana uyku haramdır.böcek sesi de olsa bir ses olmalı.diyeceksin o zaman rahatsın sen hiç sessizlik diye bir şey yok zaten.keşke o kadar basit olsa.benim kadar dikkatliyseniz ve uyku sorununuz varsa bazı saatler-ki uykun gelmiştir tam yatman gereken saattir hani yatmazsan uykun kaçar saatidir-hiç bir sesin duyulmadığı olur.belki benim bir kulağım sağır olduğundan duyamıyorumdur.filan falan karmaşık bir durum.sessizlik işte.karanlık ya da başka bir şey değil.bana ses verin cehenneme bile giderim.belki bu korkumun nedeni sağırlık korkusudur içten içe olan.dedim ya sağ kulak sağır diye ya sol da giderse ne olur.al sana sağır bir adam.hayat bana zaten yeterince zor.bir de sağırlık vb sorunlar yaşamak istemem.belki bu yaptığım şımarıklık ama isteyecek bir insan da bulamazsınız bundan da eminim.öyle işte yazdım rahatladım fena mı oldu.
oldu mu peki günlük kılıfında bir sayfa.

13 Temmuz 2010 Salı

cilve

eski sevgili, çocukluk aşkı
beni en iyi tanıyan sendin
sen de yanlış bir beni tanıdın
ben olmayacak bir çocuğu

çok sevdim hep de severim öyle yani:)



merhaba, adım yekteran baymedir. az rastlanan bir isme sahibim.
anlamı,
"baharla birlikte denize düşen ilk yekteran" demektir. dedem koymuş...
ezanla
kulağıma fısıldadıktan sonra infilak ettiğini söylerler.

bu
benim dükkanım ali. ali sayesinde geçinip gidiyorum.
ali'yle
geçirdiğim zamanın dışında genelde nusret'le takılırım. nusret benim
evim.

nusret oldukça pimpirikli ve evhamlı bir tiptir. balkonum
burak'la onu çekiştirmeye bayılırız.
yani irfan'a bayılırız. irfan,
balkon burak'la nusret'i çekiştirmemize verdiğimiz bir isimdir.

sanırım
aklınız karıştı. yani osman oldu. osman olduğu zaman yapılacak tek şey
vardır.
samet... ama samet için de şartlar her zaman uygun
olmayabilir.
zaten uygun olsaydı kenan olmaz mıydı?

hah hah
hah hah... ilahi... oniki yıl önce kafayı yediğimden beri hiç bu kadar
gülmemiştim.
güldüysem de hatırlamıyorum. ayrıca hatırlayanı da
zikiyim hatırlamayanı da...

orhan'la sekiz yıl önce tanıştım.
vecdi bana fikri'ydi. ben de sertaç deyip akın'a gittim.
(yalnızlıkla
sekiz yıl önce tanıştım. insanlar bana tuhaf tuhaf bakmaya
başlamışlardı.
ben de amaan boşver deyip bir iki kere osurdum...)

peeki
peeki sizin anlayacağınız dilden konuşalım. iyi akşamlar, nasılsınız?
teşekkür
ederim ben de iyiyim. ah hah hah gerçekten mi söylüyorsunuz?
alemsiniz...
eeh, bu da hiç eğlenceli değil... aa bi dakka... eğlenceli lan
galiba...
du bakiyim. hohohahoh... eğlenceliymiş lan.

boş
zamanlarımda sinemaseverleri döverim. çünkü çok severler sinemayı.
kimse
beni o kadar sevmedi... bazen dünyaya timbör tın, bir akina temizhawa,
bir
firensiz zort hoppala hey olarak gelseymişim ne güzel olurmuş diyorum.

babam
mali müşavirdi, annemse ev kadını. sonra annem mali müşavir oldu, babam
şöför.
ben doğduktan sonra babam işi bıraktı, annem ağaca çıktı.
ağacı teyzem kesti, teyzem suya düştü.
suyu inek içti, annem dağa
kaçtı. şaşkınlıktan hepimizin çanak çömleğinin patladığını hatırlıyorum.

bunlar
benim ellerim seha'yla süha. tamam lan anladık sıkıldınız bu
muhabbetten.
ama küçük bi anekdort anlatmadan geçemeyeceğim. bigün
şey oldu. hehe... öyle acayipti ki...
bunlar geldi... hehe... vay
efendim şöyle böyle... ulan dedim.. ne alakası var...
s.kiyim resmen
unutmuşuz olayı. aa doğru ya, iki önce bakkalın orda unutmuştum ben bu
olayı...
kısmet.

iki kere evlendim... bu evliliklerimden iki
tane karım oldu. ikisi de kız. isimleri vildan'la burcu.
boşandıktan
sonra anneleri onları görmeme izin vermedi. ben de okey dedim.

çat
pat ingilizce, nay nay almanca bilirim.
derdimi anlatacak kadar
italyanca, sevincimi paylaşacak kadar ispanyolca bilirim.
bu aralar
japonca'yı söküp, farsça'ya takmak için uğraşıyorum.

babamdan
kalma küçük bir arsam var.
kusura bakmayın zikretmeden geçemeyeceğim,
adı oykun...
geçen sene oykun'u almak isteyen biri çıktı. aklımı
kaçırdığımı duymuş olacak ki,
çok düşük bir para önererek beni
kandırmaya çalıştı. elbette ben yemedim...
hemen teklif ettiği paraya
oykun'u sattım... niye böyle oluyo yaa...

oykun'dan kazandığım
parayla numan adında nefis bir eşofman takım aldım.
çok eskiyince
kapıcının oğluna verdim. o da beni tartakladı.

geceleri uyumadan
hep aynı şey için dua ederim...
allahım, sen koen kardeşlerden en az
birinin belasını ver.

Hayrullah. Kemalettin. Okşan.


Yiğit Özgür

qqqq

beni o kadar çok kızdırdın ki
inan bana
dün gece meyhanemde
bana gelip
rakı masamda
zeki müren çalarken
hadi koy bir bardak daha da
bob dylan dinleyelim desen
bu kadar kızamazdım

not:yer-müzik ilişkisine önem veririm:)

12 Temmuz 2010 Pazartesi

upuzun masal desem inanma

yalnızdı léon yalnızlığı yazdı
öğrenmedi yalnız olmayı özlemeyi
bırakmadılar ki kendi aralarına bir an bile
yalnızdı léon yalnızlığı yazdı
bat dünya bat
işte tüm masal bu kadardı...

11 Temmuz 2010 Pazar

anlatma çabasıdır kendini

yok insanlar ve ben farklıyız hem de çok.insanlar düşünce namussuzu
özellikle arkaşlık konusunda.belki ben yanlışım ben yanlış düşünüyorum bilmiyorum.belki ben dostluk vb nedir bilmiyorum.karşılık karşılık herkesin kafası buna takılmış.
benim için dost kimdiri anlatayım mı sana?ya da dostluklarım nasıl onu anlatmalı.evet dostluklarım nasıl onu anlatmalı çünkü belki sana yanlış gelecek ama inan bana arkadaş benim dostluklarım beni hep mutlu ediyor.
misal benim bir kankam var sılam öyle severim ki onu anlatamam.o da beni sever.misal bilirim aylarca aramasam, sormasam, görüşmesem yanına gittiğimde geldim diye bana sarılır.ben üzgünsem bana anne bile olur.ne olması gerekiyorsa.şefkat gösterir yani.içelim derim içkiyi bıraktım der.sonra kıyamaz içer.şarkı söyle derim ne istersem isteyeyim söyler.ayaklı radyomdur o benim.değiştir dedikçe zevkimi bildiğinden ona göre ayar çeker.dosttur yani.
sonra kardeşim dediğim adamlar var.isimleri vermek gerekse erdemdir,akındır,hidayettir,ahmettir,yiğittir,mehmettir.valla belki daha saymam gereken isimler vardır ama ne yalan söyleyeyim bu adamalr ayrıdır herkes bunu sesli söylemese de,içtne içe bilir.her günüm her şeyim onlarla geçer.hepsini ayrı ayrı anlatmak gerek aslında.ama şimdilik onlarında sıla gibi olduğu daha doğrusu sıladan öte olduklarını söylemekle yetinelim.şunu bilmek ne güzel benim adıma 50 yılda geçse kardeşim diye aradığımda kardeşim diyecek adamlar var.bilmiyorum belki sana göre bu saçma.belki ee bizim de var filandır.
arkadaş kroca gelecek belki ama ben bu adamlara anamı da eşimi de emanet ederim,gönlüm rahat yaşarım o derece güvenirim,onlar da bana yani umarım bu güveni onlara verebilmişimdir.ha kroca gelmiş olabilir bu laf ama böyle abi.bildiğin güvenirim bu adamlara hem de gözüm kapalı.

sonra en iyi dostum var,o da turuncum.aşık olduğum insan.bizim onla iki ilişkimiz var işte.bir iyisiyle kötüsüyle aşk bir de muhteşem bir dostluk.ona sorarsan dostluk ilişkimiz dünyaya örnek olacak kadar iyi.zaten bizi her şeye rağmen birarada tutan da bu dostluk.kaç defa oldu birbirimize deli gibi kırıldığımız,ya da başka nedenlerle görüşmediğimiz.ama her defasında hiç istisnasız bir derdimiz olduğunda ilk birbirmize geldik.ilk telefonda ya da omuzda farketmez birbirimize ağladık.benim zaten ona bu kadar aşık olmamın nedenlerinden biri de budur.misal ağlamasından hep mutsuz olurdum ama severdim gözyaşlarını öpmeyi delicesine.hem dostça hem aşıkca.o biliyor ya yıllarca görüşmesek bir derdi olduğunda geleceği adam benim işte bu beni rahatlatıyor ve ben de biliyorum ki benden nefret edecek hale bile gelse sevgi görmeye ihtiyacım olduğunda hiç düşünmeden bana sevgisinden verecek.beni kısa süre salonda ağırlayacak.(mü)

öyle işte daha da yazarım da kalsın şimdilik bu kadar.belki benim dostluk anlayışım berbat ama olsun mutluyum ben böyle ve dostlarım da mutlu.bize dostluğu böyle öğrettiler abicim.

not:şşşt öylesine yazdım bunu alınmaca gücenmece olmasın lütfen.biliyorum çok da kroca oldu.ama öyle geldi zaten şimdi ibrahim dinliyorum belki onun gazıdır.:) ahahaha off terledim hadi iyi geceler sana arkadaş.

sonenselses

görüyorum da küçüğüm çoktan fahişe olmuşsun.
zamansız satıyorsun gençliğini makyajlarla,
tanımadıklarına beğenilmek pahasına.

VEYA

görüyordum da küçüğüm çoktan olmuşsun fahişe
boyalarla satıyorsun gençliğini kevaşe
tanımadıklarına beğenilmek pahasına peşpeşe
yazık oluyor senin masum ateşe

10 Temmuz 2010 Cumartesi

doktor son çare(4)-hakkında-

off çok çok uzun yazdım değil mi?inan bana blog bu yazı kafamda sadece 1 sayfaydı.buraya başlayınca da burada kalsın dedim bırakamadım yani yazmayı.şu an tutunamayanları okuyorum.bu yazı onun etkisinde yani oğuz atayın etkisinde yazılmıştır.kendi çapımda bir tutunamayan yaratmaya çalıştım yani yeni bir özentilik.oldu mu olmadı mı bilmem.olmamıştır muhtemelen.başta yazıyı yazdığımda mantıksal hata-lar- vardı onları hemen düzeltmeye çalıştım.benim göremediğim hata varsa afola.daha da yazasım var ha demedi deme.bunun öncesini de yazarım sonrasını da yazarım ama salla şimdilik.aklımda yazmaya devam edeceğim.
doktor son çare.isim de güzel oldu gibi geldi bana.bu kitabı nasıl bu kadar geç okudum bilemiyorum blog.buna üzülüyorum ama bir yandan da sevinmekteyim çünkü belki daha önce aklım basmayabilirdi kitaba çok zeki değilim arkadaş:( kader utansın.şimdi de çok süper anladım filan iddaasında değilim.elimden geldiğince işte.

bu yazı da ayrıca şunu yapacaktım hani her başlığın altında önce yıl sonra ay sonra günlü koydum ya tarihi.şimdilik kafamda olan şu diğer başlıkta saat sonra dakika sonra sn şeklinde gitmek gittiği yere kadar uzatmak:)
neyse işte bu gecelik bu kadar saygılarımla:)


son not:blogumun yazı rengini kaybettim ayarlarda ne olduysa artık.birden siyaha döndü yazı ve siyah gözükmüyor tabi.şimdi eski rengi de bulamadım daha doğrusu uğraşmadım turuncu ile devam edebilirim artık ve galiba turuncu daha iyi.

doktor son çare(3)

2223 nisan 17
İyi giyimli traşlı o düşünürken düşünmemeye çabaladı.bir 10 dakika daha geçti. ve 2.hemşire içeri girdi.bu hemşire İGTO ya çok güzel gözüktü.gerçekten de güzeldi.bunu sağında oturan 5 hastadan erkek olan 2 kişinin düşüncelerinde de sezdi.güzel hemşire siyah saçlı siyah gözlü siyah tenli bir hatundu ve herkes gibi o da beyaz dişlere sahipti,sigara sarılıklarını unutmayalım.kusursuz olsa hemşire olmazdı ya. 2.hasta da ayağa kalktı teşekkürler ederim ben tek başıma gidebilirim dedi.İGTO nun hemşirenin üzerindeki dikkatini bu cümleleri söyleyen güzel sesiyle çekmişti.buraya geldiğinden beri ona dikkatlice bakmamıştı.o bir turuncu saçlıydı.İGTO da turuncu saçlılar konusundaki batıl inanca küçüklüğünden beri daha doğrusu annesinin ona anlattığı masaldan beri inanırdı, büyüdükçe azalan bir inançla da olsa....korkardı-istisnalı- yani batıl inanca göre ruhsuz olan turuncu saçlılardan.evet istisnası ise, belki bu kulağa çok saçma gelecek ama zamanında da bu batıl inanca rağmen -nasıl olduğuna hala akıl sır erdiremez-turuncu saçlı bir kıza aşık olmuştu ve o kızdan da çok zarar görmüştü.bunları size çok gizli sırlar olduğu için anlatamayız.belki İGTO öldüğünde evinin en güzel yerinde duran siyah kutu içindeki vasiyetinde hayatını anlatan bölümde okuma şansına erişirsiniz.sadece şunu söyleyebiliriz bu zararlar onu küçüklüğündeki batıl inanca körükörüne bağladı.konu yine dağıldı.DÖNELİM.
Bu kız da çok güzeldi belki tüm turuncu saçlılar birbirine benziyordu ve bu yüzden bir kez daha ondan korktu.belki zarar görebilirdi ondan da.ayrıca kızdan biraz iğrenmişti.çünkü kız 19 yaşındaydı(İGTO yaşını bilmezdi)buna rağmen yüzünde fazlasıyla makyaj vardı.19 yaşında bir kız gibi değil de 40 yaşında pahalı bir konsomatrise benziyordu.iyi giyimli traşlı o buna hem üzülmüştü hem de midesi ile reflekssif bir karşılık vermişti.kız güzeldi ama iğrençti.sağında oturan adamlar vardı ya 5ten 2 olanlar ereksiyon bile olmuşlardı.ne kadar kötü diye düşündü.
kız kalkmıştı ve gitmişti hatta gideli 10 dakika olmuştu bu düşüncelerin ardından.hemen merakla yanındaki koltuğa baktı.daha doğrusu isme,yani isim için koltuğa.koltukta çok uzun bir isim yazıyordu:doktor son çarenin reddettiği intikam alacak turuncu kızı.o da modaya uymuştu bir taklitçi daha diye çarpık bir gülümseme belirdi İGTOda.ve hemen kayboldu İNTİKAM?

kız doktor son çarenin odasından hızlıca çıktı ve kahkahalarla tüm hastaların karşısından koşarak gecekondu görünümlü hastaneyi terk etti.İGTO buna çok şaşırmıştı.kurallara aykırı davranan bir hasta.gelip koltuğuna neden oturmamıştı ve neden gülümseyerek susmuyordu.engellenmesi gerekmez miydi?kural koyucu denetleyici bir mekanizma yok muydu?hemşireler odadan sadece doktora götürürken eşlik ediyodu.bunları düşünmeyi kesmeye karar verdi,istisnalar hayatın her yerinde vardır diye düşündü.sonuçta İGTO buna da sevinmişti doktor son çare gerçekten çok başarılıydı.intikam alacak kızı da tedavi etmişti.daha güzel ne olabilirdi kendisi için umut tohumları meyve vermeye başlamıştı içinde.ve yine beklemeye başladı bu sefer hiç bir şey düşünmedi.sadece heyecanlandı heyecanlandı o kadar.bu güzeldi,güzel bir duyguydu iyi giyimli traşlı o için.
Sonunda ariba ariba dedi içinden.3 hemşire geldi. ona bakamadı bile iyileşecekti artık heyecandan ölmek üzereydi.İGTO da hemşireye 2.hasta gibi ben giderim dedi ve doktor son çarenin odasına o sihirli kapıdan gözleri kapalı geçerek girdi.
3 saniye sonra gözlerini açtı, odaya baktı.bu oda da ilginçti.oda sessizdi.küçük bir kareydi.bu odanın duvarları da rakı beyazıydı.bekleme odasından farkı ise eşyasal olarak vardı.tüm o da oyuncaklarla kaplıydı.trenler ayılar bebekler kısaca küçük çocuklar için dünyada olabilecek bir çok oyuncak vardı.oyuncaklara göz gezdirirken doktorun koca masasını farketti.şaşırdı doktor yoktu sesini duymayışını önemsememişti.kendi düşüncelerini dinlerken yanında davul bile çalınsa duymayan bir adamdı doktorun buyrun demesini duymamasını bu özelliğine vermişti.ama doktor odada yok olduğu için oda sessizdi.masaya doğru yaklaştı arkasına baktı ve yerde yatan doktor son çareyi gördü.doktor son çare ölmüştü.haline bakılırsa boğularak öldürülmüştü.İGTO sustu.İyi giyimli traşlı o'nun düşünceleri de sustu.odadan çıtkı, bekleme odasından geçti, bu gecekondudan dışarı çıtkı.bir sokak yürüdü,sola döndü,bir sokak daha yürüdü evinin önünden geçti.bir başka sokak daha yürüdü ve sadece yürümeye devam etti.o gün doktor son çarenin ölüsü,giderken onu gören diğer hastalar ve sokaktaki herkes ya da hiçkimseler onu son kez gördü.bir daha da iyi giyimli traşlı onun köşe yazısı hiç olmadı.kısa süre sonra da modası unutuldu gitti.

not:iyi giyimli traşlı o ölmediği için ya da bu konuda bilgi olmadığı için şu sadece kayıp olarak nitelendirilebilmektedir.ve doğal olarak evinin en güzel yerindeki siyah kutu açılmadı.vasiyeti bilinmiyor.bilmek isteyen de şu ana kadar çıkmadı.

doktor son çare(2)

2223 nisan
konumuzdan uzaklaşmayalım.iyi giyimli traşlı o gelmişti ve zamanı elbette diğer hastalar gibi kaçırmamıştı.ama yine de en son gelen oydu.diğer hastalar 7 den bir kaç dakika önce gelmişti.doktor bunu sorun etmezdi,edemezdi çünkü kendisi gecekondusunun arka kapısından saat tam 7 de girerdi kendi yerine ve hastaları sadece kendisiyle görüşeceği zaman görürdü.hastaların ne zaman gireceği her zaman belli olurdu.iyi giyimli traşlı o 3.hastaydı.beklemeyi sorun etmezdi diğer insanlar gibi, hatta severdi.düşünmek için en iyi zamanın bekleme anları olduğuna inanırdı.
burada bazı ritüeller vardı.herkes sırasına göre bekleme koltuklarına otururdu.ama bu koltuklarda sığ dünyalardaki gibi numaralar yer almaz o gün gelecek hastaların isimleri yazardı.her gün ama her gün istisnasız isimler değişirdi. doktor bununla hastalarına saygılı davrandığını düşünürdü.saygı görmek için saygı göstermek gerektiğine inanan ender insanlardandı.
3.koltuk boştu ve üstünde iyi giyimli traşlı o yazıyordu.randevusunu bu şekilde almıştı.insanlara bu yaşına kadar asla gerçek kimliğini söylememişti iyi giyimli traşlı o.İGTO her gün nasıl görünüyorsa ona göre bir kimlik kullanırdı.keşmekeş o,kirli sakallı sümüklü o(gripse),sportif kel o...vsvs.diğer hastaların kimliklerini görememişti.herkes oturuyordu,herkes doktorun hemşire ile haber vermesini bekliyordu.
1.hastanın yanına bir hemşire geldi.yaşlı bir kadındı.mavi gözleri vardı ve fırtınalar kopan bir deniz gibiydiler.güzel değildiler öyle sanmadı,o gözlerden irkilmişti İGTO.1.hasta yerinden gülümseyerek kalktı ve doktorun odasına gitti.dayanamadı ve oturduğu yerde yazan ismine baktı.intihar edecek o yazıyordu orada.güldü. bu duruma alışmıştı son zamanlarda kendisinden dolayı bir çok kişi bu şekilde kimlik kullanmaya başlamıştı.ne de olsa kendisi bu ülkenin en çok okunan köşe yazarıydı.her gün köşesinde ismi ve fotoğrafı değişen tek köşe yazarı oydu.popülerdi,modaydı,ikondu.
rakı beyazı bekleme odası,rakı beyazı bekleme odası...burası sadece renk açısından beyaz değildi,eşya açısından da sadeydi.yani o kadar sadeydi ki sadece 7 hasta için 7 koltuk vardı o kadar.daha fazlası yoktu.ve de 3 adet kapı.biri buraya giriş için biri elbette doktorun odasına açılan kapı ve son kapı ise her hasta için gelecek 7 hemşirenin bulunduğu odadan rakı beyazı odaya giriş kapısıydı.evet hemşire sayısı da 7 idi.bunun da sebebi bilinmiyordu,seçenekleri saymak gerekmez ama dışdünyanın dedikodularından çıkan bir seçenek vardı sizlerle paylaşması gerekilirse;doktorun her gün 1 saat odasında farklı bir hemşire ile mola vermesinden dolayı kaynaklanan dedikodu onun biraz sapık olduğu ve cinsel ihtiyaçlarını günde 1 saat mola ile hemşireleri aracılığıyla giderdiğidir.bu belki doğrudur belki yanlıştır.ama mühim değildi hiç kimse için, doktor son çareydi ve mutlu olması için ne gerekiyorsa yapılmalıydı.zaten hemşireler de bedavaya çalışıyordu bu doktor son çarenin yanında.
50 DAKİKA SONRA
1.hasta odadan çıktı ve bir çocuk gibi bekleme odasına girdi,kurallar doğrultusunda koltuğuna geldi,oturdu ve gülümseyerek diğer bir kural doğrultusunda sadece sustu.bu da iyi giyimli traşlı o'yu çok rahatlatmıştı.çok hastaydı ve tedavi olmak istiyordu.doktor son çare son umuduydu,yoksa intihar edecekti,hastalığı onun canını almadan önce.

doktor son çare(1)

2223
erkenden kalktı.sakal traşını oldu.en iyi kıyafetlerini giydi.iyi görünmek istiyordu BU-gün.evet hastaydı belki ama ilk tanıştığı insanlara her zaman iyi gözükmek isterdi,bu kişi bu sabahki gibi doktor olsun olmasın farketmez.
neyseki doktorun yeri yakındaydı.evden çıktı bir sokak yürüdü,sağa döndü bir sokak daha ve geldi doktorun yerine.
burası uzaktan bir gecekonduydu,fakir bir evdi,çokça da küçüktü.
burası içerden bir hastane katıydı,en gelişmişinden en zengininden bir hastane katı,azca da büyüktü.
içeri girdi bekleme odasıyla karşılaştı.iyi giyimli,traşlı olan o.bekleme odası beyazdı.ama rakı beyazıydı.yani Türk bayrağındaki beyaz değil ya da fanila beyazı değildi ve ya kırk yaşında sigarayı bırakmış 20 yıllık tiryakinin dişlerinin rengi değildi.rakı beyazıydı,belki biraz suyu fazla konmuş olandan.belki bunun nedeni de doktorun yerinin her gün mevsim ne olursa olsun yağmur alıyor olmasıydı.bu doktor son çare.bunu bütün dünya bilirdi.herkes ama herkes hastalığına tedavi bulamamışsa bu doktora gelirdi.son.ama doktor her gün sadece 7 hasta alırdı.7 büyük günahtan mı esinlenmişti,haftanın 7 günden olmasından mı ötürüydü yoksa sadece 7, 7 olduğundan mıydı bilinmezdi doktorun bu takıntısının nedeni.hatta yıllar önce doktor ilk keşfedildiğinde(bu keşif olalı 3 yıl olmuş) salı günü başlığı altında habere çıkmıştı.haberi olabildiğince aktarıyorum.
doktorun bütün haftası doluymuş.her gün 7 kişi önceden günlerini ayırtmış.(doktorun bir şartı da 7 kişi saat sabah 7 de gelir ve her biri akşam 7 ye kadar doktorun yerinden ayrılamazdı.mecburlardı diğer hastalarında tedavisini ya da tedavisizliğini beklemeye ve hep birlikte mutlu veya mutsuz ve yahutta bu duyguların karmaşasında oradan ayrılmaya.tabi doktorun bu şartında da saat 7 takıntısının sebebi bilinmemektedir.aynı seçenekleri yazmaya gerek yoktur.)ve bir milyarder o haftanın 2.gününün salı günü son çare olarak doktora gelmek istemiş.ee dedik ya doktorun 7 takıntısı var olmaz demiş haftaya gel.milyarder de haftaya ölebilirim hemen gelmem lazım demiş.doktor olmaz demiş ölmezsin haftaya gel demiş.milyarder bu sefer para teklif etmiş.1 milyar-2 milyar....10 milyar ta ki tüm servetini teklif edene kadar diretmiş de diretmiş.olmamış doktor taviz vermemiş.umrumda değil diyerek teklifi reddetmiş.milyarder sinirlenmiş bu sefer tehdit etmiş. yine cevap aynı cevap.milyarder daha çok kızmış dayanamamış almış sopasını doktorun kapısında soluk vermeye gelmiş.doktor onu içeri almış,milyarder doktordan çekinmiş belki de donakalmış durduğu yerde doktora bakmış.doktor da ona bakmış,olmadı demiş,tekrar bakmış ve kafasına sıkmış.sonra da hemşireler diğer hastaların önünde onun cesetini,kanını,dağılan beyin parçalarını toplamış ve çöpe bırakıvermişler.bu da salı günü başlığı altında haber olmuş.diğer hastalar ve dünya doktorun harikulade oluşundan dolayı bu olayı umursamamışlar ve her yerde,her diyarda doktorun ilkelerine uyma kararı alınmış.işte buymuş doktorun haberi.

9 Temmuz 2010 Cuma

en sevdiğimdir :)

dut

karşınızda sizi sevdiğini sandığınız
en harikulade gözlerin hayaline kapılmak
ve bu gözlerin sesi ile uyanmak,
beterdir dut ağacından düşmekten...

beni her gece hangi düşünce umutla uyutur biliyor musunuz? ne olursan ol seni de bu gece yatarken biri mutlaka düşünüyor...herkes için geçerli olan bu düşünce beni umutlu kılar hayata.bilmiyorum belki beni düşünen nefretle düşünüyor ama olsun mühim değil sonuçta nefret edebilmek için de birisinden, sevmek gerek o birisini...

8 Temmuz 2010 Perşembe

anlamlandıramıyorum

-bir başka insana zarar vermek dışında-
babamın beni ne olursa olsun affedeceğini
ve seveceğini
benim doğmamış çocuklarımı ne olursa olsun
affedeceğimi ve
seveceğimi
bilirken
anlamladıramıyorum tanrının biz çocuklarına
işlediğimiz günahlardan dolayı bir cehenem
yaratmasını ve de
bizlere sevgi yerine korku öğretmesini

?...?
,,_,,

7 Temmuz 2010 Çarşamba

guguk kuşu

bedenlerimizin içine öyle hapis olmuşuz ki
bu dünyadaki hayatımızda bile
zamanı somutlaştırmışız bileklerimizdeki saatlerde
olmuşuz dünyaya birer ikişer guguk kuşu...

shakespeare

who ever lov'd,that lov'd not at first sight

-as you like ıt, iii. 5.-

bak gör anla

dilimin ucundakiler gözyaşlarımda
'gitme'
gitme işte yar
beni koyverme tek başına

5 Temmuz 2010 Pazartesi

kalbini dinle



ben de nie müzik yeteneği yok diye içten ağlatan bir etki yarattı.zaten en büyük keşkem müzik yeteneğim olsadır.yok işte andavalım bu konuda bildiğin andaval.ama tanrı baba da suç.ne desem yalan.
neyse filmde kurgu hatası filan çok var açıkcası yönetmen iyi değilmiş bence.dikkatsiz özensiz çekilmiş ama harika bir senaryosu var. ha tabi tek suçlu yönetmen değildir senaryoda da hikaye mükemmel olmakla birlikte teknik hata var.oyuncular da iyi tabii.neyse güzel film tavsiyemdir.ha ayrıca şarkı konusunda da oscar adayı olmuş bence oscarın tek böyle hakedene gittiği dal da budur. son nokta

HAYAT

bak bunu çok severim ben kendim yazdım diye söylemiyorum:) eskilerden buldum buraya da yazayım dedim.

Tanrı'nın lanetiyle doğdum,
tam 9 saatlik bir işkenceyle,
annemin yakarışları dün gibi,
hemşirenin erkek erkek diye bağırışı,
ve benim ağlayışım...

aydınlıkta,karanlıkta zamanı bilmeden ağlayışlar,
ne yaparsam yapayım şımartılışlar,
bebeklik denen zamanda altıma etsemde sevilmek,
mantıksız gelse de hoştu

aklım eriyordu bunlara,zaten her güzel şey gibi
çabucak geçti bu tatlı zaman
lanetimle büyüdüm yalanla tanıştım,
kavgayla,milliyetle,aşkla,
inatla
ayrılıkla,haksızlıkla,Tanr
ı'yla,şeytanla

hoşlanmadım hiç birinden,onlarda benden
kopuk olmaya çalıştım,ne yazık ki olmadı.
aşk bana yakın davrandı
her budala gibi safça sevgiye inandık
sandık sevgi her şeye yeter
ama yetmedi hiç bir şeye

meğer aşk en sinsi olanmış
şeytandan bile hatta Tanrı'dan
bunu anladığımda paramparça
hayalkırıklığı oldum çıktım

Sonra Tanrı aşkla beraber
cehennemdeki çığlıklarınız ile
ölümümü besteledi
belki acı doluydu
belki yalnızlık ömür boyu benimleydi
ama olsun benimdi
hoşuma gitti işte size ne?

ve hepinize veda
dünyaya veda
kendinize iyi bakın
belki cennette görüşürüz

dedim... lafta kaldı
şeytan sessizlikte
oyun yeni başladı dedi
güldü
ve bıraktı beni tek başına koca dünyanıza

uzun lafın kısası nerede kalmıştık?

4 Temmuz 2010 Pazar

HURRİCANE




Denzel Washington bu adamım her filmi başlıbaşına bir yapıttır heralde ve film insanlığın kara tarihini en iyi şekilde yansıtmaktadır.

200 de gelmiş

200.yazı özel olmalı mı ? sorusuna cevap bulamadım ne desem yalan olur. ama ne yazsam özel olur onu da bilmiyorum:)
bu yazıyı yazarken 300.yazıyı düşünüyorum. başlığı da çok orijinal olmasa da belli 300spartalı:):):) canım öyle istiyor...
200 böyle işte.fazlası yok.belki 1000e çok özel bir şey yazarım falan da filan.galiba çok yazasım yok

ha ayrıca
"Antigua-Barbuda, Arjantin, Arnavutluk, Bahamalar, Barbados, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Ekvador, El Salvador, Fas, Fiji, Filipinler, Guatemala, Güney Afrika Cumhuriyeti, Gürcistan, Haiti, Hırvatistan, Honduras, Hong Kong, İran, Jamaika, Japonya, Karadağ, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kolombiya, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), Kosova, Katar, Kosta Rika, Libya, Lübnan, Makau Özel İdare Bölgesi, Makedonya, Maldivler, Malezya, Mauritus, Nikaragua, Pakistan, Palau Cumhuriyeti, Paraguay, Rusya, St. Vincent-Grenadines, Singapur, Solomon Adaları, Sri Lanka, Suriye, Svaziland, Şili, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Tacikistan, Tanzanya, Uruguay, Ürdün, Venezuela."
bunlar da vizesiz gidilebilecek ülkeler:) hepsine gitme kararı aldım.tek engel dil şu an.söylemesi ayıp ben ingilizce öğrenmedim daha doğrusu öğrenmemek adına çok uğraştım ve bu sene de öğrenmek adına çok uğraşacağım.umarım öğrenmeme uğraşımda olduğum gibi bunda da başarılı olurum:):) dil işte tüm meselem budur.bu konudaki cahilliğimi ayıbı kapatacağım ''kesinlikle''.

ayrıca fotoğraf makinesi için para biriktiriyorum ha bir de bu yıl kara kalem dersi alacağım arkadaşlardan. kısaca çok güzel planlarım var.ve bu sefer ilginçtir gerçekleşiyorlar.yani başlangıç adımlarımı attım. öğretmenler,kurslar vs ayarlandı filan.ben genelde şöyle bir insan oldum hep sürüsüyle plan yapıp, hayatı o planların tam aksine yaşayan,iyi mi ediyorum kötü mü ediyorum bilmeyen bişeydim işte:)ilk defa planlar doğrultusunda yaşıyorum iyi mi:)

ha bir de 2014 dünya kupasına gideceğim arkadaş.kararlıyım yani.dün arkadaşlarla konuşuyorduk da günde 1 tl köşeye atsan parası hazır:) ee o zaman neden olmasın? şimdiden 2 tlsi hazır:) yani 2/1461(her yıl 6 saatten 4 yılda 1günü de ekledim)ayrıca bu yıl kupayı ispanya kazansın istiyorum bu da dipnot:)

şimdilik böyle bakalım neler olacak.200 de böyle oldu özel oldu mu?olmadı ama bizim oldu:)ayrıca, ayrıca demeyi kesmeliyim:)

3 Temmuz 2010 Cumartesi

öyleyken böyle

gözlerini kapattırdım tanrıya
sana istanbulda da şarkı söyletmesin diye

1 Temmuz 2010 Perşembe

WHAT DREAMS MAY COME

mükemmel mükemmel ve mükemmel.:) tam bir sanat eseridir bu film. bu filmi izlememiş biri aşk filmi izledim demesin. meg ryan filmleri de dahil:) ki o kadına hayranlığım başka bir konudur. bu filmi unutmuşum resmen. bugün hiç izlemediğim bir film heralde diye izlemeye kalktım ve tek bir sahnesi ile sadece izlediğimi hatırladım. boyadan kendi cennetini yarattığını anladığım sahne:) ki o sahne bir dehalık göstergesidir bence.

filmin senaryosunu yazanada yönetmenine de binbir kere teşekkürler.alakasız gibi gelebilir ama harry potter gibi filmlerde bu film sayesinde varolmuştur bence:)

çünkü bu filmi sadee romantik bir film olarak adlandıramayız.tam adı fantastik romantik aşk filmi olmalı.

filmde aşk,aile sevgisi,felsefe ki benim inandığım hayat felsefesi hep birlikte muhteşem bir yönetmenlikle işlenmiş:)
çok abarttım belki de neyse ne sevdim işte:)
üstüne de daha sayfalarca yazarım da bu bloga uzun yazı koymadığımdan dolayı kendimle çelişmiş olurum korkusuna sustum:)

temmuza

egoistçe bir laf;

benim iç dünyam öyle büyük ki
ve öyle ilginç ki
sizin rezalet dünyanıza rağmen
hayat güzel


gecenin aydınlık yarısının ortasına bir mum karanlığı dikmek gerekse;

gerçek, dünyanın soyismi;
hekesin belleğindeki ismi ise hayal...

düzeltme:hayat yazmışım hayal yerine bi kişi de söylemez mi bu ne böyle saçma olmuş filan :) hoş bu da saçma gelebilri o da ayrı bir mevzu :):)