Gece gündüzle,gündüz geceyle bulandıkça. Birbirini altetmeye çabalayan bu iki düşman, bana işkence etmek için ,el sıkıp anlaşıyor; biri işe koşuyor,diğeri beni işten yoruyor. 'ne kadar parlaksın'diye iltifat ediyorum güne;'bulutlar göğü kararttığında yardım edersin'..diyorum ki,esmer tenli geceye yaranmak için de, 'sen aydınlatırsın akşamı,yıldızlar parlamazsa' yine de gün,gün geçtikçe uzatıp duruyor çilemi, geceyse ,her gece, derdimi arttırıyor. (sone 28,wıllıam shakespeare)
25 Eylül 2011 Pazar
başladım ki
Le Monde'un Yüzyılın 100 Kitabı listesi bu aralar buradaki tümn kitapları okumaya başladım ama yavaş ilerliyorum çünkü buradan bi kitap türk bir başka yazardan kitap bir şiir kitabı vvsvs şeklinde gidiyorum. aslında sorun şu dışarı çıktığımda birini bekleyeceksem eğer kitapçılara gidiyorum (zaten ankarada genelde konur ya da karanfil dostta buluşurum arkadaşlarımla-ki konurda buluşmak daha iyidir hep boş olur.çünkü konur dostu bilmeyen çok ankarada, inanın bana. her gün önünden geçip bilmeyen bile var.) neyse arkadaşı beklerken vb. boş vakitlerde kitapçılara gitmem büyük sorun çünkü kitap almadan çıkmıyorum asla. bir kez bile olmadı. misal bugün georges perec in bahçedeki gidonları kromajlı pırpır da neyin nesi ? kitabını aldım.97 sayfalık bir kitap. dün kafkadan davayı almış ve daha başlamamıştım halbuki. bir de aslında aklımda georges perec den kayboluş varken. neden bunu aldım peki çünkü ne dostta ne imge de bunu görmüşken bugün tunalı dienar da tek başına görünce başkası almadan alayım diye alıverdim. ayrıca konusu da çok güzel geldi. neyse bakalım hayırlı olsun.
23 Eylül 2011 Cuma
zaman
zamanın tek boyutlu olduğunu nasıl bilebiliyoruz. zamanın sonsuz boyutlu olmadığını kim söyleyebiliyor. belki de sadece bizim zekamızı aşan bir durumdur bu zaman denen şey.
22 Eylül 2011 Perşembe
ceva
kader demekle mi yetinmeli dediklerine... bilmiyorum
bildiğim bir şey varsa şayet;
gözlerindeki ışıltıyla gözlerime bakman bile
bir an için olsun unutulmazımı yaşatman bile
bana yeter
hayatımın son anına kadar,
içimde sürecek mutluluk için...
ama yine de kefen olur bana
sana yaptığım hatalarımın ızdırabı
bildiğim bir şey varsa şayet;
gözlerindeki ışıltıyla gözlerime bakman bile
bir an için olsun unutulmazımı yaşatman bile
bana yeter
hayatımın son anına kadar,
içimde sürecek mutluluk için...
ama yine de kefen olur bana
sana yaptığım hatalarımın ızdırabı
19 Eylül 2011 Pazartesi
çılgın aşk
yaz düşerken okulun bahçesinden geçen kadın
ayaklarının ucunda yürüyordu
umutsuzluk gözlerimden bulutlara akıyordu
ve bir el çantasında benim düşüm olan toprak vardı
ki sadece tanrının vaftiz anası koklamıştır onu
uyuşukluklar tüm benliği ile ciğerlerimde yayılıyordu
doğuştan körebe köpekte
iyiliklerin ve kötülüklerin geldiği yer
genç kadın onlar tarafından dolaylı ve sadecekötü bir biçimde görülebilirdi
ve
ben o grek ateşini görüyordum
ya da düşünce dediğimiz siyah fon üzerindeki beyez eğriyi
masumluk onda doğuyordu çevresine ise balo veriyordu
arşınladığımız tüm karanada
ve güneş batmıyordu her rengiyle dalgalanan saçlarında
ve güneş sadece doğuyordu ona bakan gözlerimde
gölgesiz kadın diz çöktü karsa
artık dünya eski dünya değildi
posta güvercinlerinin yardım öpücükleri yoktu
aklımda güzelliği akıyordu göğüslerine
bakmaktan yüzümde kırmızı elma yetiştiren
karanada da kız kulesi doğuyordu deniziyle
ve pencereleri samanyoluna bakıyordu
ama ansızın gelenler yüzünden delirmeye yüz tutuyordum
hayallerimin gibi yüzüyor sanki
ve aşkta ilk seni seviyorumu söyleyemeyişimi
kaderimizi kurban edecek kadar içselleştiriyor kadınım
bense andre breton gibi
duygusal gücün oyuncağı oluyorum
ama güneş yanıksız teninden çiçek kokuları
bir akşam kalabalığın yanında
sevgiyle
hoşgeldin léonum dediği anda...
andré breton'un çılgın aşk kitabından ayçiçeği şiirinin çoğuluk ve düzeni aynı olmakla beraber bazı imgelerle kendimce yorumlanmış hali. kendimden kendim için kendime.
ayaklarının ucunda yürüyordu
umutsuzluk gözlerimden bulutlara akıyordu
ve bir el çantasında benim düşüm olan toprak vardı
ki sadece tanrının vaftiz anası koklamıştır onu
uyuşukluklar tüm benliği ile ciğerlerimde yayılıyordu
doğuştan körebe köpekte
iyiliklerin ve kötülüklerin geldiği yer
genç kadın onlar tarafından dolaylı ve sadecekötü bir biçimde görülebilirdi
ve
ben o grek ateşini görüyordum
ya da düşünce dediğimiz siyah fon üzerindeki beyez eğriyi
masumluk onda doğuyordu çevresine ise balo veriyordu
arşınladığımız tüm karanada
ve güneş batmıyordu her rengiyle dalgalanan saçlarında
ve güneş sadece doğuyordu ona bakan gözlerimde
gölgesiz kadın diz çöktü karsa
artık dünya eski dünya değildi
posta güvercinlerinin yardım öpücükleri yoktu
aklımda güzelliği akıyordu göğüslerine
bakmaktan yüzümde kırmızı elma yetiştiren
karanada da kız kulesi doğuyordu deniziyle
ve pencereleri samanyoluna bakıyordu
ama ansızın gelenler yüzünden delirmeye yüz tutuyordum
hayallerimin gibi yüzüyor sanki
ve aşkta ilk seni seviyorumu söyleyemeyişimi
kaderimizi kurban edecek kadar içselleştiriyor kadınım
bense andre breton gibi
duygusal gücün oyuncağı oluyorum
ama güneş yanıksız teninden çiçek kokuları
bir akşam kalabalığın yanında
sevgiyle
hoşgeldin léonum dediği anda...
andré breton'un çılgın aşk kitabından ayçiçeği şiirinin çoğuluk ve düzeni aynı olmakla beraber bazı imgelerle kendimce yorumlanmış hali. kendimden kendim için kendime.
18 Eylül 2011 Pazar
seni bana yazmışlar
seni bana yazmışlar dizisi ne güzel dizidir. izlemeye sırf yeliz kuvanc nın turuncuya benzerliğinden başlamıştım. hoş hala güzel gelmesinin sebebi de bu. bazı mimikleri, konuşma tarzları, soru soruşu, dudak bükmesi o kadar turuncu ki sadece onu izliyorum. saçmalığın daniskası.(kullanmayalı uzun zaman olmuştu beah)
neyse bu yazının sebebi ise başrol karakterlerden zeynep'in mehmete söyledikleri
senin yanında kendim gibi olabiliyorum. ya da insan kendi gibi oluyor filan.
bu cümle turuncu tarafından bana da aks ettirimiştir.
peki sorum şu?
bu önemsiz alelade bir cümle midir?
yoksa az da olsa değeri var mıdır?
yani gözümde büyütmeli mi ?
yoksa herkes için herkese söylenebilecek sıradan bir laf mıdır?
neyse bu yazının sebebi ise başrol karakterlerden zeynep'in mehmete söyledikleri
senin yanında kendim gibi olabiliyorum. ya da insan kendi gibi oluyor filan.
bu cümle turuncu tarafından bana da aks ettirimiştir.
peki sorum şu?
bu önemsiz alelade bir cümle midir?
yoksa az da olsa değeri var mıdır?
yani gözümde büyütmeli mi ?
yoksa herkes için herkese söylenebilecek sıradan bir laf mıdır?
kamçı
kadın denen varlığa güvenmemeyi bir kez daha öğrendim...
pekiştirdim mi demeli yoksa.
o zaman nietzsche abimizin lafını unutmamalı
Kadınlarla görüşmeye mi gidiyorsun? Kamçını unutma!
pekiştirdim mi demeli yoksa.
o zaman nietzsche abimizin lafını unutmamalı
Kadınlarla görüşmeye mi gidiyorsun? Kamçını unutma!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)