6 Ekim 2010 Çarşamba

torunlarımız evlenirken

yok lan ne dersem diyeyim ne yaşarsam yaşayım
kanıma işlemişsin sen
her lafım yalan
aldığım nefes yalan
demiştim ya bi kere
bikem bir intihar benimkisi diye
evet aynen devam
zaten bir ceset canlanmaz
canlansa da zombiden ne olur ki?
olmaz bir halt, düşünme fazla.
kısacası
kanıma işlemişsin lan
lan dedim lan olacak iş mi?
neyse ya ben alışkınım buna
peki dünya?
peki sen ?
misal 50 yıl sonra
bir davetiyede karşılaşınca
senle ben tango yaparken
evet hala sen dediğimde
ne yapacaksın çok merak ediyorum ?
ağlayacak mısın?
gülecek misin?
yoksa ikisi bir arada mı?
mutluluğu hiç tadamadım bir daha
şimdi olduğu gibi dediğimde
ne yapacaksın?
eziyetine gülecek misin?
konuşacak mı şeytan senin arkandan da benimle?
belki de şeytan sensin ha :?
olsun
yine yeniden gene gineden sana aşığım ben
ülke olan gineden...
öyle ki tangomuzda yine seni öpeceğim
belki torunlarının karşısında
belki de belki de bizim evlenen torunlarımız karşısında
evet ben de evlendim
mutsuzdum
ama mutsuzluğumu paylaşmadım kimseyle
yalnız kalamadım
saydım karşımdakini
sever gibi yaptım br başksını
ama içten içe hep seni bildi o
kabullendi beni böyle
yoksa evlenmezdi belki ileri de benimle
biz son tangomuzu yaparken
ben seni son kez öperken
herkesin ortasında
herkesin şokunun
dehşetinin içinde
romantik müzik olarak kalplerimiz çalarken
işte sen böyle işlemişsin kanıma
belki güleceksin ama
gerçek bu sadece
öpüşmemiz bittiğinde ise müzik bitecek
çünkü be güzelim, çünkü
ben artık çok yaşlıyım
kalp mi dayanır sana
torunlarımız evlenirken salonda :)

nazımdan a

ilk okuduğum nazım şiiridir bu paylaştığım.yaşım küçüktü hatırlamıyorum.annemle babamın başucu kitabıydı.kerem gibi.eski basım.kitap eskinin kokusuna sahip.anı dolu.harbiden kitap yani.kitabı elime aldım.kıvrılmış sayfasını açtım.kanımca babam kıvırmıştı bilemem pek fazla.
neyse efendim ben anımı bitereyim ilk nazım şiirim işte ve belki de en sevdiğim benim:)

FAKİR BİR ŞİMAL KİLİSESİNDE
ŞEYTAN İLE RAHİBİN MACERASI

İlkönce yağmurla
sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.
Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.
Harp esirleri çoktan iş başındaydılar.
Topraktan nefret duyarak
— halbuki köylüydü birçoğu —
tıraşlı ve korkak
çapalıyorlardı patatesleri.
Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana
köy kilisesinden gelen çan sesleri.


Pazardı.
Kilisede erkeklerin hepsi ihtiyardı
kadınların değil,
içlerinde büyük memeli kızlar,
ve sarı saçlarına ak düşmemiş anneler vardı.
Maviydi gözleri.
Başları önde,
kalın, kırmızı ve harap parmaklarına bakıyorlardı.
Terliydiler.
Haşlanmış lahanayla günlük kokuyordu.
Kürsüde muhterem peder
«beyannameyi» okuyordu,
— gözlerini gizleyerek —.

Renkliydi pencere camlarından biri.
Bu camdan içeri giren güneş
duruyordu genç bir kadının bembeyaz ensesinde
eski bir kan lekesi gibi.
Ve hiçbir zaman
doğurmamış olan
göğüssüz ve kalçasız bir Meryem'in kucağında bir çocuk :
başı öyle büyük
o kadar inceydi ki kıvrılmış bacakları
hazin ve korkunçtu.
Önlerinde kandil yanıyordu
eski
sert
ve boyalı tahtayı aydınlatıp...

İki adam boyundaydı tahta heykel.
Şeytan saklanmıştı arkasına
— kaşları çekik, sakalı sivri,
Mefistofeles olması muhtemel,—-
ve âlim bir tebessümle
dinliyordu muhterem pederi.
«— Avrupa'nın bekası,
(okuyordu beyannameyi muhterem peder)
Avrupa'nın bekası için harbediyoruz.»

Dinliyordu Şeytan
sivri sakalında keder
ve âsi ve selîm aklına
dayanılmaz bir ağrı vermekteydi yalan.

Okuyordu rahip :
«— Avrupa milletleri el ele verip
harbediyoruz,
ve mutlak imha edeceğiz
medeniyet için tahripçi bir unsuru.»

Şeytan bir parça yana itti Meryem'in heykelini
ve havada sihirle efsun alâmetleri daireler çevirip
kaldırdı elini
rahibe doğru
— etsizdi, uzundu bu el,
hakikat gibi, kemikli ve kuru —.

Ve ne olduysa o anda oldu işte.
Renkli camın altındaki kadın
çırılçıplak göründü kıpkırmızı güneşte.
Memeleri ağırdı
ve sarı ipek gibi parlıyordu karnının altında tüyler.
Düşürdü kâadı muhterem peder
ve Şeytan'ın iğvasıyla hakikati bağırdı :
«— Karşı koymak günü geldi en büyük tehlikeye.
Harbediyoruz,
fuhşun bekası için,
kerhane kapıları kapanmasın diye.
Ve sen orda, arkada
içinde beyaz entarisinin
bir erkek çocuğu gibi duran,
sen orospu olacaksın kızım.
Sana firengi ve belsoğukluğu verecekler
büyük şehirlerimizden birinde.
Baban dönmeyecek
Yatıyor şimdi yüzükoyun
çok uzak bir toprağın üzerinde.
Şimdi kan içindedir
etli, kalın kulaklar
ve ince kollarının dolandığı boyun.
Yattığı yerde yalnız değil.
Hareketsiz duran tanklarla, terk edilmiş toplar sahada.

Kendi sesinden ürkerek
sustu rahip.
Orda, arkada, beyazlı kız ağlıyordu.
Kadife ceketli bir erkek
— ihtiyar orman bekçisi civar çiftliğin —
bir şeyler söylemek istedi.
Sivri sakalını kaşıdı Şeytan,
rahibe : «Devam et,» — dedi.
Ve muhterem peder
başladı tekrar konuşmaya :
«— Harbediyoruz :
pazar ve mal nizamının bekası için.
Kömür, lâstik ve kereste,
ve kendi değerinden fazla yaratan iş kuvveti
satılmalıdır.
Patiska, benzin
buğday, patates, domuz eti
ve taze gümrah bir sesin içindeki cennet
satılmalıdır.
Güneşli bahçesi ve resimli kitapları çocukluğun
ve ihtiyarlığın emniyeti
satılmalıdır.

Şan, şeref ve saadet,
ve
kuru kahve
topyekun pazar malı olup
tartılıp, ölçülüp, biçilip satılmalıdır.
Harbediyoruz :
harbi bitirdiğimiz zaman
aç, işsiz ve sakat
— harp madalyasıyla fakat —
köprü altında yatılmalıdır...»

Yine sustu muhterem peder.
Şeytan emretti yine :
«— Naklet onun macerasını,
o ne idi, ne oldu, anlat...»

Ve anlattı rahip :
«— Onu hepiniz hatırlarsınız,
toprağın içindeki bir patates tohumu gibi
fakir,
çalışkan
ve neşesiz geçti çocukluğu

Sonra uyandı birdenbire
on yedi yaşına doğru.
Yine fakirdi, çalışkandı.
Fakat aylarca gidip
bulutsuz bir denizde
altında sönük yelkenlerin
sanki çok sıcak bir sabah ufukta apansızın
yeni bir dünya keşfeder gibi buldu neşeyi...
Mahallede sesi en güzel olan insandı
ve en güzel mandolin çalan.
Hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?..
İçinizde kimin kalbini kırdı,
kime yalan söyledi,
sarhoş olduğu vaki midir,
ve kiminle dövüştü?
Çocuklara saygısını
ve ihtiyarlara şefkatini inkâr edebilir miyiz?
Belki biraz kalın kafalı
fakat kalbi bir balık yavrusu gibi temiz
onu geçen sene harbe gönderdik.
Şimdi gerilerinde cephenin
işgal altındaki bir köyün odasındadır.
Baygın bir kadının ırzına geçmekle meşgul
bir tahta masanın üzerinde.

Beli çıplak
pantolunu dizlerinde
başında miğfer
ve ayaklarında kısa, kalın çizmeler.
Yerde iki çocuk ölüsü yatıyordu
direkte bağlı bir erkek.
Dışarda yağmur yağıyor
ve uzaktan uzağa motor sesleri.
Kadını masadan yere iterek
doğrulup çekti pantolonunu...
Halbuki hepiniz hatırlarsınız onu,
hatırlıyorsunuz değil mi
size doğru gelen dostluğunu kocaman, kırmızı elinin
ve mavi kurdelesini
mandolininin?»

Yine birdenbire sustu muhterem peder.
(Susabilmek bir hünerdir
insanın ağzından çıkan sözler
kendine ait olmazsa.)
Fakat tahta Meryem'in arkasından
yine emretti Şeytan :
«— Rahip, devam et,» — dedi.

Ve devam etti rahip :
«— Harbediyoruz.
Çalıştırılan insan yığınları
birbirine devrederek zinciri,
karanlık ve ağır,
beton künklerin içinde akmalıdır.
Ve sen kocakarı
— ön safta, solda, diz çöküp
yüzü eski bir kâat gibi buruşuk olan —
seni temin ederim ki
kilise kapısında oynayan torunun
— beş yaşında,
başı altın bir top gibi yuvarlak —
dedesi,
senin kocan,
babası,
senin oğlun
ve komşuların gibi
kömür ocaklarında çalışacak.
Hiçbir şeyi
ümit etmemeyi
öğrensin.
Bu maksatla
uçuyor bombardıman birliklerimiz
tasavvur edilmeyecek kadar çok ölüm taşıyıp
iki gergin kanatla

Ve motorlarına benzinle beraber
belki bir parça keder dolarak
(öldürenlerde tevehhüm edilen keder gibi bir şey),
uçuyor av kuvvetleri himayesinde olarak
bombardıman birliklerimiz
birbiri ardından giden dalgalar halinde...
Harbediyoruz :
öldürdüklerimizin sayısı
— bizden ve onlardan
aralarında meme çocukları da var —
şimdilik
beş altı milyon kadar.
Harbediyoruz :
kundak bezinin çeşidiyle belli olmalı herkesin yeri.
Harbediyoruz :
parlasın edebiyen diye sabah güneşlerinde
hapisane demirleri...»

Hakikat çok taraflıdır.
Fakir bir Şimal kilisesinde
— Şeytan'ın iğvasıyla da olsa —
fakir bir papaz
onu o kadar uzun anlatamaz.
İnzibat kuvvetleri aldı haberi
— kadife ceketli orman bekçisinden —
gelip indirdiler kürsüden muhterem pederi.
Ve asfalt yolun üzerinde
arasında silâhlı iki adamın
giderken muhterem peder
Şeytan baktı arkasından :
çekik kaşlarında ümit
ve sivri sakalında keder.

12.9.1941


Not :

Alamanya yıkıldı.
Temerküz kampından kurtarıldı muhterem peder.
Ve yine Şeytan'ın iğvasına uymasaydı eğer
önemli Alaman demokratlarından biri olurdu bugün
Anglo-sakson işgal bölgelerinden birinde.
Halbuki yine uydu Şeytan'a.
Ve yine bir pazar günü ve aynı kilisede yine
batılı müttefikleri meth ü sena edeyim derken
41 yılında söylediklerinden bazı fasılları tekrarladı aynen
bilhassa mal nizamına ait olanları.
Ve Katolik bir Amerikan subayının emriyle
(tevkif edilmediyse de bu sefer)
kovuldu kiliseden muhterem peder.
Yine arkasından baktı Şeytan :
çekik kaşlarında biraz daha çok ümit
sivri sakalında biraz daha az keder...

1946 Şubat 17

aşk köpekliktir




biliyorum biliyorum popüler bir yazar.herkes okuyor hava atma filan.vsvs denir de denir.bu adamın bir tek bu kitbını okudum.sebebi yok.diğerlerini de okumak aklımda.zaten ben bir yazarın bir kitabını okursam diğer tüm kitaplarını da okumayı görev bilirim.okumazsam rahatsız olurum.yazarın yazış tarzını her kitaptaki ortak noktaları bulup,yazarın kişiliğini bulmayı kendimce yani çok severim ben:)becerdiğimi de düşünürüm.sonra yazar hakkında notlarda haklılığımı görmek mutlu eder beni.bknz bukowski nin her kitabını okudum.hoş adam her şeyini kendi anlatmış zaten ama ilk her(abartı olmasın çoğu demek daha doğru) kitabını okuduğum insan kendisi.
misal sonra poe nin tüm eserlerini okudum filan.huy oldu yani bu bana.bu arada nazım hikmetin de tüm eserlerini okudum.mutlu eder bu beni:)gurur duyarım kendimle bu yüzden.neyse sonuç bu kitabı okuyun.ödev veriyorum size.tavsiye değil ödev.okumak mecburi.okumayanla küserim.seversiniz de eminim.ama eser aşkı iyi anlatır saygılarımla:)

üşür leon

üşürken adını söyledim kalbime ben.üşüyorum len :)
üşüyünce de yazamıyor insan...
yazık bana.
nese çok test çözüyorum bu aralar.sınava yeniden hazırlık filan bildiğiniz üzere.pskolojiyi taktım kafama resmen duanıza muhtacım:)
olur inş.kazanayım söz bütümn takipçilerimle içmeye gidiyoruz.ciddiyim gelebilenler(ama ankara!!)le ankara sokaklarında dağıtırız en güzelinden.hem tanışır hem blog dünyası hakkında konuşuruz.tabii isteğe bağlı benim bi yeri kazanmam neden umrunuzda olsun değil mi :)
ama ben isterim samimiyim.şimdilik iki ark grubuma söz verdim kazanınca şurdayız burdayız bendensiniz diye.sizlerde üçüncü grup oldunuz:)
odtü olsun boğazı ankara getiririm öyle içeriz rakı-balık-deniz ama ankara
büyük tutmalı düşleri ki gerçekler çekilsin:) hoş sizin için getirmekteim boğazı yoksa sır vereyim size pek sevmem ben boğazı:)nedenlerim var kendimce.
efenim dondum ben kapadım yazıyı saygılarımla

4 Ekim 2010 Pazartesi

kevaşe dünya ve piç dünya

piç kevaşenin nefesinde boğuluyordu
piç kevaşenin ihanetinin bedeliydi
piç kimsesizdi sokaklarda büyümüştü
piç adını kendi koymuştu piç diye
piç yalnızdı hep, piç çaldı hep
piç şimdi müşteriydi, piç bilmiyordu
piç annesini tanımıyordu nefesindeyken
piç anlayamamıştı dünyaya ilk geldiğinde
ilk gördüğü yüzü ilk hissettiği nefesi
piç şimdi müştereriydi ve bilmiyordu işte
annesinin üzerinde iken
...
dünya işte böyle bir piç ,böyle de kevaşe

2 Ekim 2010 Cumartesi

duyuru08

son yazıyı kafam iyiken yazmıştım şimdi kendimce düzeltmeler yaptım.bana daha iyi gözüktü.tabii siz ne düşünürsünüz bilemem :) saygılarımla.

1 Ekim 2010 Cuma

günce

karlı bir sabahın güneşinde yürüyordum.sabah ayazı ne güzeldir biliyor musun? üşümeyi seviyorsan ve ya evindeki hava dışarıdan daha soğuksa,içini sabah ayazı bile ısıtıyorsa senin, yani bu ne demektir biliyorsan inan bana bu güzel gelecektir sana da.karlı bir sabahın güneş ayazı,.,tatlı...çikolata çağrışımı gelmemiştir umarım aklına.belki sıcak vişne sosu gelebilir aklına.benim aklıma bu geldi o sabah ve bu sabah.ankara sokakları bomboştu. ve ankara sokakları sarının en güzel tonundaydı. hava apaçıktı. yağmur yağsa belki gökkuşağı bile oluşabilirdi .hayal ettim bir tane hemen. hem de üstünde yürüdüğüm bir gökkuşağı. konur sokak, karanfil sokak aralarında turluyordum. daha dükkanlar açılmamıştı bile. ben sarhoştum,dışım ayazdı,içim daha da ayaz. sabah güneşi de kışsa, hele bir de ankarada ise daha bir sarıdır o yaşanılan gün için ve tabii o günse benim günümdü. duraksama, devam, gökkuşağı ve üstünde yürümek olsa da hayalden bir gerçek...de de dede hatta elini öp şizofren dedenin eğer bir sapık değilse.çocuk istismarı yapan her insan orosbu kidtir. laf demeye bile değmezler ya neyse.bu arada yazımız ise gökkuşağının üstünde gördüğüm ayyaş hakkında.
şimdi alıntı yapacaklarım o ayyaşın günlüğünden, günlüğü o gün onun kartlaşmış sesini dinleme zahmetine eren kişidir,yani o gün ben dinlediğimden onu,şimdilik karşınızdaki nacizane günlük benim. daha önceki günler hakkında kayıtlar elimizde yok. çünkü ilk defa görmüştüm o ayyaşı. daha sonraki günler için de kayıtlarımız muhtemelen olmayacak. çünkü bir daha ben onu görmeyeceğim. ama gören birini daha, doğrusu görüp de dinleme zahmetinde bulunan birini bulursam, sizlere diğer günler hakkında bilgiler vermeye çabalarım söz. tabii ayyaş izin verdiyse.

gün 291. , ay 7382. yıl 0,3ün milyon katı ile 0.723ün kırk katı arasında:
ayyaş der ki;
içmediğin gün yaşıyorum sayma. içince güzeldir klasikçe hayat. içince güzeldir fantastikçe hayat. uyanınca iç,uyanıkken iç,ayıkken de sarhoşken de ama ortasında değil ve en son yatarken iç. inan bana düşlerin bile daha güzel olacak. misal şu an düştesin sen. mutlu değil misin kafir?
gel saat -23 gidelim pazar ayinine ve namazımızı kılalım şarapçı pederemizle.
gel saat -23-23 gidelim uyanalım ve içelim ve ölelim ve sevişelim güzel viskilerle skoç kadınlarla.
gel saat -23-23+23*23 gidelim cennetleşelim ve kabus görelim.kaplumbağanın taa kendisi olalım ama tavşana ne olursa olsun yenilelim.unutma ki masallarda kazanır hile yapmayan.belki rüyadayız ama biz masal değiliz unutma bunu küçüğüm ya da ustam.rüya sahibi sensin ne de olsa.
o değil de neden bu gökkuşağı sadece! renksiz.?saçma değil mi?altın yok ama şarap da yok...o zaman nerede süpriz?kameranın ucunda değil ya...oku...MUHAHMMED gibi.ama anlatma okuduklarını. kafir kalsın ayık olan, ayyaş olamayacak korkaklar.
gel saat -28 yan yazdıkların için, yan yazdıklarının içinde, sen de yan okuduğundan bir kabusu veya düşü veya gerçeği. ama sadece yan.
gel saat piç sen piç, ben piç, onlar fahişe ve kevaşe çocuğu ve sadece anlatım bozukluğu, birer kelepçeli poliste.
gel saat hırsızlık; çalınacak olan ise gururun bekareti. zor değil,aksine çok kolay, sadece bir porto şarabına bakar. sarhoş edip tecavüz etmeyeceğiz. inandıracağız on-u gururun aşkın yanında bir ezik olduğuna... aldatsın aşkla kendini, versin bekaretini bir orospu şeytana..yanlış yaz yanlış oku kim bilir. camide günah çıkaran pederim belki de? ama unutma ben salt bir ayyaşım.
git saat evrensellik. evrenin tek gerçeği var, o da benim. sadece bir düş sadece bir yazı olan ben, bir ayyaş. kalan her şey evrenin göt deliği. hakikat oranın dibinde...
yani evren bir ibne. ve unutma küçüklükten öğretileni; tanrı cinsiyetsizdir. bir erkek olmayan, bir kadın olmayan,sence düz mantıkla ne olur .? cevap veriyorum kanma aklına, çocuktur sadece. belki de ilk aklına gelen. bilemem ben. ben sadece evrenin tek gerçeğiyim,gerçeğin kokusundan yapılma bir rüya, bilmiyorsan öğren koku aşkın kimyasıdır ya da dur biyolojisi miydi yoksa fiziği mi ?
kafam da iyi.anladın sen beni...
git saat de kahpe olmuş. geç olmuş. tatmin olamamış. hem de erken boşaldık diye değil erken boşalmadık diye. sıradaki lütfen...
git saat şimdi de sadece saat. zaman öyle bir şey ki onu nitelemek imkansız nicelemek gibi. küfürlemek imkansız. zaman hayattan doğdu, hayatta öldü ama hayat yok ki...
zaman inan bana sadece umuttur belki de.anlatım bozuklukları sadece sınavlarda çıkmaz karşına.gerçekte de çıkar ve gerçekte yoktur bu bozukluklar, bekaretini bozan bir kadın gibi. bakire kadın, kutsal kadın adı; meryemdir ve adı ya fahişe olsaydı ?.. dinsiz değilim ben,,,ben çocuğum sadece.
gel git saat git gel nereye git gel.ayyaş sızar,iyi geceler.

evet alıntı burada bitiyor. yorgundu gökkuşağındaki ayyaş ve ben de uyanmıştım. eğer siz de bu ayyaşı rüyanızda görürseniz ya da gerçekte ya da ortasında farketmez,lütfen bana bildirin... onla ilgili bilgiler almaya devam etmek istiyorum. burada belki okumak isteyen de olabilir... bilemeyiz.

son not:sadece ankarada gözükürmüş, ankarayı bilmezseniz onu da bilemezmişsiniz,bir de hava karlı bir ayaz sabahı olmalıymış.. mış yani :) MIŞ

insanlık öldü mü ölmedi be birader-not:biz başka kanalız-tvnin
insanlık öldü aq hem de fazlasıyla rüyalar da bile demeyi görev bildik kardeşimden programının sonundayız...
bizim de liderimiz oğuz atayın dediği gibi
insanlık öldü lütfen telaş yapmayın! ya da-bizden-siktirin tabii ki telaş yapın-
saygılar küfürler için sonsuz özürler ama durum bunu gerektirmekteydi.